fbpx

APOLYONT GÖLYAZI

Mondo

Nergiz Varli

Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı, Uluabat Gölü’nün üzerinde  bir köprü ile anakaraya bağlı küçük, şirin bir ada. Ayrıca Bursa’nın en zengin antik yerleşim yerlerinden biridir.  Derin bir yarımadanın üzerine kurulu Gölyazı’nın tarihi 6.yüzyıla kadar uzanıyor. Bugün SİT alanı olarak koruma altında. Antik Yunan kenti, Apollonia ad Ryndacum  üzerine kurulmuş bir yerleşimdir. Apollonia eski çağların ışık tanrısıdır. Bu kentin nekrapol kalıntıları karaya yakın kısımdaki Zambak Tepesi üzerindedir. Antik kentin sivil yerleşimi ise kışın ada haline gelen tepe üzerindedir. Herhangi bir kalıntı olmasa da, antik dönemde de adanın köprü ile karaya bağlandığı düşünülüyor. Ayrıca kentin bir kilometre kadar açığındaki Kız Adası üzerinde antik kentin koruyucu Tanrısı kabul edilen Apollon’a adanmış bir tapınağın kalıntıları vardır. Apollania ad Rhyndacum, Bizans döneminde önce Bitinya Piskoposluğuna bağlı kalmış daha sonra Nicomedia ve kısa bir süre de Kios Piskoposluklarına bağlanmıştır. Roma çağında gelişen Gölyazı, Bizans döneminde daha çok dinsel içerikli eserler kazanmıştır. Bugüne dek düzenli arkeolojik kazılar gerçekleştirilmeyen bölgeyle ilgili bazı bilgiler, burada bulunan sikkelerin incelenmesi ile elde edilmiştir.
Hem bölgede hem de Uluabat Gölü üzerindeki adalardan Alyos ve Manastır adalarında Bizans döneminden kalma ören yerleri vardır. Halk arasında ‘Deliktaş’ olarak anılan ve su kemeri olduğu tahmin edilen bir yapı ile ‘Taş Kapı’ diye adlandırılan antik kale kalıntılarının yanı sıra, antik tiyatro kalıntıları, yarımadanın çevresinde yine kalıntılarına rastlanan surlar, 19.yüzyıl da burada yaşayan Rum azınlık tarafından yaptırılan Hagios Georgios Kilisesi ve Manastır Adasında kalıntıları bulunan Hagios Konstantinos Manastırı  Kilisesi, bölgenin en ilgi çekici tarihi kalıntılarıdır.

Osmanlı yönetiminde Hiristiyan ve Müslümanların bir arada yaşadığı ve hiristiyan nüfusun ağırlıkta olduğu bir ada olarak varlığını sürdürmüştür.
Cumhuriyet döneminde 1924 mübadelesinde bölgede yaşayan halk Yunanistan’a göç etmiş, Selanik’ten göç edenler de buraya yerleştirilmiştir. ‘Apolyont’ adı, Cumhuriyet sonrası ‘Gölyazı’ olarak değiştirilmiştir. Ada halkının çoğunluğunu mübadelede Selanik’ten göç eden muhacirler oluşturuyor. Tüm Gölyazı’nın kaderi ve geçim kaynağı balıkçılık… Düşünün ki, kadını, erkeği, yaşlısı genci ile tüm ada sakinlerinin ellerine pul bulaşmış. Onları hem gölde balık tutarken, hem de sokak aralarında ağlarını tamir ederken görebilirsiniz. Bu küçük adayı 15-20 dakika gibi kısa bir sürede gezebilirsiniz eğer fotoğraf çekmiyorsanız ve gününüzü burada geçirmeyeceksiniz birkaç saatinizi adaya ayırmak yeterli olacaktır. Fakat günü tamamlamak için ada da kalırsanız sizi güzel bir gün bekliyor diyebilirim. Gölyazı da ne yaparım derseniz; güne güzel bir kahvaltı yaparak başlayabilirsiniz. Ardından arnavut kaldırımlı taş sokaklarında çiçeklerle bezenmiş eski Rum evlerini görebilir, adanın etrafında diğer komşu adalara tekne turu yapabilirsiniz. Eğer göç zamanına denk gelirseniz sokak direklerine yuva ören, yavrusunu besleyen leylekleri görebilir, gölün bol bol fotoğrafını çekebilirsiniz. Tabi olmazsa olmazı göle özgü turna ve yayın balığından yiyebilir, akşama da zambak tepesinde harika bir gün batımı izleyebilirsiniz. Hatta isterseniz balık tutmaya bile çıkabilirsiniz. Benim gibi fotoğraf çekme tutkunuz varsa adayı kolay kolay terk edemeyebilirsiniz. Ve bir balıkçının, adanın, yazgının en güzel fotoğraflarını çekebilirsiniz. Gölün, bir başka güzelliği de içinde barındırğı Nilüfer çiçekleri. Mayıs’tan Kasım ayına kadar görebileceğiniz nilüferleri, yapılacak özel bir tekne turu ile görülebilirsiniz. Çiçekler sabah açıp öğleden sonra kapatıyorlar. Göl, ayrıca ilkbahar da suyun yükselmesiyle kıyı şeridinde kalan tüm ağaç ve yolları içine alır, bazı yerlerde yol biter ve yürüyemezsiniz. Fakat üzülmeyin içeriye doğru bambaşka bir yola girersiniz, kendinizi bir film setinde gibi hissetmeye başlarsınız Gölyazı’nın, adanın, gölün içinde…
Güzellikleri ve özellikleri bitmeyen Gölyazı, leyleklerle insanların iç içe yaşadığı bir yerleşim yeridir. 2004 yılından bu yana çeşitli kamu ve sivil toplum kuruluşlarının desteklediği ‘Leylek Dostu Köyler Projesi’ kapsamındaki köylerden birisidir. Köyde leylekler yuvalarını, onlar için özel olarak yapılan platformların üzerine kurmaktadır. Bunun en önemli sebebi de Uluabat Gölü’nün leyleklerin göç yolu üzerinde olmasında kaynaklanıyor. Çünkü göl bir ramsar alanı planktonlar ve dip canlıları bakımından oldukça zengin bu da göl ekosisteminde ki canlıların beslenmesine ve üremesine olanak sağlıyor. Bu zengin biyo çeşitlilik de leylekleri kendine çekerek adayı Leylek Dostu yapıyor.
Geçimini balıkçılıkla sağlayan ada insanlarının , aktif olarak balık tutan kadınları sayesinde, ‘ kadın balıkçı’ geleneği Gölyazı da yaşatılmaya devam ediyor. Marmara Bölgesinde kadın balıkçıların yer aldığı tek göl olan Uluabat Gölünde balıkçıların yaklaşık yüzde 30’nu oluşturmaktadırlar. Motorlu ya da motorsuz teknelerle avlanmaya çıkan kadın balıkçılar av yasağı ve dini bayram dönemlerinde işlerine ara vermekte, bu dönemlerin dışında her gün göle çıkmaktadır.
Ada’nın bir başka değeri de ‘Ağlayan Ağaç’ adıyla anılan ve Gölyazı’nın yarımadayla bağlantısını sağlayan köprünün başında bulunan, yaklaşık 750 yaşında olan bir Anıt Çınar’dır. Bu ulu çınar gölün en yaşlı sakinlerinden Gölyazı’nın da simgelerinden biridir. Adına Ağlayan denmesinin altındaki sebep ise yüzyıllar içerisinde yan yatan ağacın gövdesinin bir bölümünden zamanla doğal kaynak suyunun yüzeye çıktığı bir oluk oluşması, o oluktan akan suyun da ağacın altında minik bir havuz oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Ağacın yüzyıllara dayanan köklü tarihi sebebiyle insanlar gövdeden akan su üzerine hikayeler söylemiş ve ona inanmışlar. Bir birine kavuşamayan iki aşığın , ağacın bulunduğu yerdeki hazin ölümleri sonucu ağacın bazı dönemlerinde gövdesinden kan geldiğine, ağladığına inanarak iki aşığın yasını tutmayı ve onlara dua etmeyi tercih etmişler.
Ada da ayrıca yapılış tarihi bilinmeyen bir cami ve hamam bulunmaktadır.
Gölyazı’nın hemen girişinde bulunan Aziz Panteleimon (Hagias Georgias) Kilisesi Anadolu Rum Ortodoks kiliselerinin önemli ve özgün örneklerindendir. Zaman içerisinde harap olmuş ve yanmış olan kilise 2014 yılında aslına uygun olarak restore edilmiş. Şuan Kültür Evi olarak hizmet vermekte. Kaynaklar eskiden köyde üç kilisenin bulunduğunu ve asıl kilisenin Aziz Georgias ‘a ithaf edildiğini anlatır. Yapım tarihi ile ilgili bazı kaynaklar 19.yüzyıl sonunu işaret ederken yapılan restorasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkan 1903 tarihi, bitiş yılı olarak kabul ediliyor.
Gölyazı zengin tarihi, evleri, insanları , balıkçıları ve leylekleriyle benim için güzellikler diyarı… İyi ve güzel olan ne varsa burada bu adacıkta. Adaya olan bağım, sevgim ailemin de muhacir olmasından kaynaklanıyor sanırım. Kim bilir belki onlar başka bir yerde yaşamayı seçmemiş olsalardı bende Gölyazılı olabilirdim.

Nergiz Varli , Istanbul Turchia 

Redazione corriere nazionale

Redazione Radici 


Lascia un commento

Il tuo indirizzo email non sarà pubblicato. I campi obbligatori sono contrassegnati *

Hai apprezzato i nostri contenuti? Aiutaci a condividerli.

RSS
Facebook
YOUTUBE